RÖPORTAJ Haberleri
‘‘Ve ben en çok anne olmayı sevdim’’ Uzm. Psk. Dan. Duygu AYHAN

Metropopüler dergisinin kapak konuğu Konya’nın tanınmış isimlerinden Uzman Psikolojik Danışman Duygu Ayhan. Duygu Hanım’ı danışan koltuğuna oturtan Metropopüler dergisi röportajında bakın neler konuşuldu.

‘‘Ve ben en çok anne olmayı sevdim’’ Uzm. Psk. Dan. Duygu AYHAN
PAYLAŞ
A
Haberi Oku

Okuyucularımız için öncelikle kendinizi tanıtır mısınız?

Gaziantep doğumluyum, memur bir ailenin ilk çocuğuyum. Memur ailemin olmasından kaynaklı çocukluğum Türkiye’nin çeşitli şehirlerini gezmek ve yeni ortamlara adapte olmakla geçti. Liseyi Alanya’da okudum ve Lisansımı Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesinde bitirdim. Lisan eğitimimden sonra Konya’ya yerleşerek özel kurumlarda çalışmaya başladım, 2007 yılında evlendim. Selçuk üniversitesinde Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik alanında daha sonra Aile Danışmanlığı yüksek lisansımı tamamladım. Dünyada eşi benzeri olmayan duyguyu anneliği ilk oğlum Oğuz Kağan ile tattım. Tüm anneler evlatlarını sever ancak (gülerek anlatıyor) ilk oğlumu o kadar çok seviyordum ki ikinci oğlumun olacağını öğrendiğimde ‘acaba onu da bu kadar sevecek miyim’ diye kendime sordum. Bilge Kağan’ın varlığıyla fark ettim ki iki çocuk annesi olmak iki kat daha keyifli.

Ve ben en çok anne olmayı sevdim.

Hipnoz, cinsel terapi, aile terapisi, oyun terapisi, çocuk testleri, EMDR gibi pek çok eğitimlere katılarak kendimi geliştirmeye çalıştım hala da bir çok eğitim almaya devam ediyorum.  Bu aldığım eğitimlerin çeşitliliğine rağmen çift ve cinsel terapi alanına yoğunlaştım. Kendime cinsel terapi uzmanı diyebilirim bence :) 2017 yılında doktoraya başladım aynı yıl kendi danışma merkezimi açtım.

Mesleğinizi severek yaptığınızı görüyorum bu mesleği seçme nedeniniz nedir?

Psikolojiye olan merakım çocukluk yıllarıma dayanıyor. Dinlemeyi anlamayı ve empati kurmayı sevdiğimi fark ettim.  İnsanların en mahrem sırlarını bana güvenerek anlatmaları bu sayede problemlerini çözmek ve onların hayatında izler bırakmak hayatımı anlamlandırıyordu ve bu yüzden bu alanda çalışmak benim için kaçınılmaz oldu. Gün geçtikçe ve ben çalışmaya başladıkça yaptığım iş benim için bir tutkuya dönüştü. Ne yaparsan yap aşk ile yap mottosu bence çok geçerli. Sevdikçe daha derinleşiyor ve daha çok öğreniyorsunuz bu öğrenim sizi profesyonelleştiriyor ve daha büyük başarı elde ediyorsunuz, başarı elde ettikçe de bu tutku daha büyüyor öğrenmek istiyorsunuz ve bu döngü devam ediyor. 13 yıldır bu meslekteyim ve her seansımda ilk günkü heyecanı iliklerime kadar hissediyorum.

Duygu Ayhan Psikolojik Danışmanlık ve Eğitim Merkezinizde hangi konularda danışanlarınıza destek veriyorsunuz?

Kendi merkezimde uzman olduğum ve gerçekten çalışmaktan zevk aldığım alanla yetişkin terapistliği ile ilgileniyorum. Arz talep mevzusu aslında önceliğim her zaman sorunun ortadan kalkması fakat aile ve cinsel terapi konusunda daha çok talep geliyor. Çocuklarla ve ergenler ile ilgili konularda da çocuk terapistimiz ilgileniyor.

 

Danışanlarınızın tedavi süreçleri ortalama ne kadar sürüyor? Destek aldıkları konuya göre bu süreç değişiyor mu?

Elbette destek aldıkları konuya göre değişiyor, bazı problemlerimiz 2 seansta hallolabiliyorken 10 seans gelen danışanlarımızda oluyor. Problemin kapsamı ve danışanın istekliliği,süreçten beklentisi bizim için önemlidir. Spesifik bir problem ile danışan başvurmuş ise örneğin; vajinusmus veya erken boşalma gibi 10 seansta çözüme ulaşıyoruz.

 

Danışanlarınızda karşılaştığınız en büyük problemler neler? Danışan çiftler en çok ne tür şikâyetlerden dolayı geliyorlar?

Temelde tek bir problem yok pek çok problemle karşılaşıyorum. Genel olarak travma kaynaklı cinsel problemler için geliyor çiftler.  Bunların altında birçok problem olabilir çocukluk yaşantıları, bağlanma problemleri ve travmalar gibi.

 

Mutlu ve mutsuz evliliğin nedenleri nelerdir? Gerçekten de evlilik aşkı öldürüyor mu?

Her şey bir yana mutlu evliliğin sebebi tabi ki aşk ve bunla beraber doğan güven, samimiyet, saygı, paylaşma duyguları. Mutsuz evliliğin nedeni ise bir çok şey olabilir; aşkın yitirilmesi yahut hiç aşık olmamış olmak ve bunu bir süre sonra fark etmek, çiftler bunu fark ettiği zaman direk boşanmayı düşünüyorlar.

 

Erkek danışanlarınız mı bayan danışanlarınız mı daha fazla?

Aslında bakarsanız erkek danışanlarımız ya da bayan danışanlarımız daha çok geliyor diye bir ayrım yapmak mümkün değil. Tabi ki bayanların ilgisi daha fazla. Evlilik terapisti, cinsel terapiste ya da çift terapistine gelen bayan danışanlarımızın eşleriyle beraber gelmeleri gerektiği için sürece eşlerini de dahil etmiş oluyoruz. Dolayısıyla çiftler ya da sevgililer partnerleri ile beraber geliyorlar.

 

Bayanlar evliliklerini önemseyip kurtarmak için daha fazla çaba gösteriyor diyebilir miyiz? Yoksa bayanların özgüvenleri daha mı fazla?

Bayanların farkındalığı daha yüksek diyebiliriz. Yani bu şu demek değil; insanların bir terapist desteğine ihtiyaç duymaları problemli olmaları demek değildir. Terapiste giden kişi problemli değil problemin farkında olan ve çözüm arayan kişidir. Bayanlar bunun farkında olduğu ve çözüm aradıkları için daha çok tercih ediyorlar.

 

Çiftlerin anlaşamadıkları konular nelerdir?

Çiftlerin yani bayan ve erkeklerin evlilikten beklentileri farklıdır. Bayanlar daha çok iletişim kuramadıklarını, var olan kocanın yokluğundan, eşleri ile kaliteli zaman geçiremediklerinden ve bunun gibi birçok sebeple başvurabiliyorlar. Erkekler de kadınların sorumluluklarının fazla olduğu için ilgisiz kaldıklarından dolayı şikâyet edebiliyorlar.

 

Var olan kocanın yokluğu derken erkeklerin ilgisiz ya da az ilgi gösterdiklerini mi söylemek istediniz?

Evet, erkeklerin ilgisiz ya da eşlerine yeteri kadar ilgi göstermediklerini söylemeye çalıştım. İlgisiz olmalarının nedenlerinden bir tanesi de sosyal medya. Artık insanlar birbirleriyle ilgilenmek yerine sosyal medyada zaman geçiriyorlar. Mesela bir cafe’ye gittiğinizde şöyle etrafınıza baksanız ne demek istediğimi daha iyi anlamış olursunuz. Cafe’de birbirleriyle sohbet eden bir bayan bir erkek gördüyseniz bilin ki büyük ihtimalle onlar evli değildir. Sohbet etmeyip ellerinde telefonla sosyal medyada zaman geçiriyorlarsa onlarda kesin evlidirler.

 

Peki, sizce mutlu huzurlu ve uzun süreli bir ilişki mümkün mü? Mümkünse sırrı nedir?

Tabi ki mümkün. Mutlu evlilikte en önemli şey sekstir. İkinci en önemli şey de sekstir :)Kaliteli zaman geçirmek elbette ki önemli. Ama dediğim gibi kadınların ve erkeklerin mutlu evliliğe yükledikleri anlam farklıdır.  Her ailenin de mutlu evlilik anlayışları birbirlerinden farklıdır. Mutlu evlilik dediğimiz şey sevginin saygının olduğu, birbirleriyle empati kurabilen, birbirlerinin değerlerine saygı gösteren, rahatsız oldukları konuları bilen birbirlerini tanımış çiftlerden oluşur.  En önemlisi bireyin önce kendini tanımış sonra eşini tanımış olması gerekir. Bireysel olarak mutlu olan bir kişi çift olarak da mutlu olur. Ama bireysel olarak mutsuz insanlar çift olarak da bir araya gelip mutluluğu oluşturamazlar. Bu sebepten dolayı da evlilikte ufak problemler başlayıp bu ufak problemler zamanla daha derin problemlere yol açmaktadır.

 

Yalnızlığı ile mutlu olan kişi çift olarak mutlu mudur?

Bu eşe nasıl bir anlam bağladığımızla alakalı. Bizim toplumumuzda kız çocuğu çocukluğundan itibaren düğünlere gider ve o düğünlerde gelinlik giyer. Evlenmek mutluluk demektir diye düşünüp evliliğe bakış açımız böyledir. Sanki evlenince herkes mutlu olacak. Tüm bekarlar evliliğe bu gözle bakar. Ama evlilik sadece mutlu olmak, her gün bir yerlerde gezmek dolaşmak farklı mekanlarda bulunmak değil aynı hayatın sorumluluğunu da alabilmektir. En basiti ehliyet alırken bile eğitim alıp sınava tabi oluyorsunuz. Ne zaman ki o sınavı geçtiniz o zaman ehliyeti alma hakkınız oluyor.  Ama evlilik için insanlara eğitim verilmiyor ya da evlilik okulu yok mesela. Yapılan birçok çalışma var bu konuda ama etkili ve yeterli mi acaba? Aslında birçoğumuz evliliği bilmeden evleniyoruz.

 

Evlilik aşkı öldürür mü?

Aşk bambaşka bir konudur. Aşk bende olmayanın sende olması halidir. İnsanın neyi eksikse karşı tarafta onu arar. Yapılan araştırmalar aşkın iki yıl gibi bir sürede bittiğini öne sürüyor. Oysa evlilik daha rutinler içerisinde mutlu olma sanatıdır. Düşünsenize sabah kalktığınızda aynı insan, akşam eve geldiğinizde aynı insanla karşılaşıyorsunuz. Rutinin içerisinde mutlu olmaya çalışıyoruz aslında.

 

Çiftlere tavsiyeleriniz nelerdir?

Çiftlerin birlikte keyif aldıkları hobiler edinmelerini öneririm. Birlikte spor yapsınlar, sohbet etsinler kaliteli zaman geçirsinler. Birbirlerinin artı ve eksi yönlerinin farkında olup birbirlerini kırılabilecekleri alanları ve sınırları çok iyi bilmelerini bunun yanı sıra iyi bir iletişime sahip olmaları gerekmektedir. Birlikte gülebilmek, yalnız kaldıklarında da geçirdikleri zamandan keyif almaları çiftler için önemlidir. Bunlar yapılması imkansız zor şeyler değil sadece evlilikte mutlu olmak için zaman ayırmak gerek.

Bizim en büyük sorunumuz; çiftler bir problemle bize geldiklerinde birbirlerini ayrı olarak düşünüyorlar. Danışanlarıma da her zaman söylerim sizleri ayrı ayrı değil problemi ayrı düşünmemiz gerekir. Üçüncü kişi olsa probleme nasıl yaklaşırdı düşüncesi problemi kişileştirmekten çıkarıp çözülmesi gereken bir etken olarak görmemizi sağlıyor. Bu yüzden bizler danışanlarımıza haftanın bir günü problem çözüm günleri yapmalarını istiyoruz. Bir hafta boyunca rahatsız oldukları, üzüldükleri, kırıldıkları ne varsa not almalarını ve sonrasında birbirlerine konuşmak için zaman ayırıp o hafta boyunca not aldıkları ne varsa birbirlerine dile getirmelerini öneriyoruz. Hem yaşadıkları olay üzerinden zaman geçtiği için sinirleri ve öfkeleri geçeceği için iletişimleri daha etkili ve çözüm odaklı olacaklarına inanıyoruz.

 

Şikâyetten çok çözüm odaklı mı olmaları gerekiyor?

Elbette. Çünkü iki farklı insan, iki farklı anne baba, farklı okullar, farklı kültürlerde yetişen iki farklı bireyiz. En başta zaten kadın erkek olarak çok farklıyız. Bir evlilik yapıldığında sadece bay bayan evlenmiş olmuyor. Onların aileleri, kültürleri, alışkanlıkları da evleniyor. Yatağa yattığınızda belki iki kişisiniz ama aslında arkanızda birçok insan birçok etken var. Bu yüzden anne babadan, kültürden, geçmişten bağımsız bir evlilik kurup bu evlilik için nelerden vazgeçersem mutlu olabilirim diye düşünmemiz gerekiyor.

 

“Terzi kendi söküğünü dikemez” diye bir tabir var sizin evlilik hayatınızda tartışmalar oluyor mu?

Danışanlarımda hep aynı soruyu soruyor. ‘’Hocam siz hiç tartışmıyor musunuz?’’ sorularını hep duyuyorum. Terapistler farklı bir gezegenden gelmedi ya da başka bir dünyada yaşamıyoruz. Elbette tartışıyoruz ama problemi büyütmek yerine çözümü arıyoruz. ‘’Beş yıl önce sen bana böyle demiştin, bunu yapmıştın’’ sözlerinin arkasına saklanmıyoruz. Bırak beş yıl öncesini beş gün önceki biz değiliz hiçbirimiz. İnsanlar bir konuyu ya da problemi konuşmaya başlıyor onun arkasından elli sorun daha çıkıyor. En son konuştuğumuz konuya probleme odaklanmalıyız. Geçmişe değil o an ki problemi çözmemiz gerek.

 

Evlilikte boşanma sebebi olarak cinsellik kaçıncı sırada yer alıyor?

Bilimsel istatistikler de kaçıncı sırada bilmiyorum. Şiddetli geçimsizlik, cinsel sebepler en kısa yoldan boşanma sebebi. Cinsel problemler çözümsüz değil. Sadece cinselliği bilmiyoruz ya da yanlış biliyoruz.

 

Cinsellikte örf ve adetlerin etkisi var mı? Bilinçaltının etkisi ne kadar?

Olmaz mı?  Bizim ülkemizde en iyi eğitimli insan bile cinselliği konuşmaktan hoşlanmıyor. Cinsel terapist olmak da çok akıllıca bir iş değil aslında, hele ki Konya gibi şehirde. Konya duyguların diğer şehirlere göre daha fazla gizlendiği ve saptırıldığı bir şehir. Evlilikte cinsellik çok önemli, eğer bir evlilikte cinsellik yok ise o evlilikte problemler yaşanır ve evlilik devam etmez. Kişiler cinselliği yaşarken sosyal statüsünü, kişiliğini bir kenara koyup yani her şeyinden arınarak cinselliği yaşar. Çocuklarım için ben bu evliliği sürdürüyorum bahanesi aslında gerçekçi değil.

 

Günümüzde boşanmaların artma sebebi nelerdir?

Artık daha bireysel yaşıyoruz. Anlayışımız azaldı karşımızdaki kişi ile empati kurmuyoruz. Eskiden insanlar böyle değildi. Karşındaki kişiden beklenti az idi. Ne kadar az beklenti o kadar mutlu bir hayat demek. Sıfır beklenti sonsuz mutluluktur.

 

Erkekler ne yaparlarsa ilişkide mutluluğu yakalarlar?

Kadını dinlemesi ve anlaması gerekiyor. Bizim toplumumuzda erkek problem çözücü rolünü üstlenmiştir. Mesela kadın bir şeylerden rahatsız: Çalıştığı iş yerinden, bulunduğu ortamdan diyelim. Erkeğin çözümü: ‘’Tamam ayrıl o zaman, istifa et görüşme o zaman’’ oluyor. Hâlbuki kadın sadece anlatmak istiyor. Erkek de bunu bir görev olarak görüyor ve’’ bırak işi ben ikimize de bakarım’’ cümlelerini kuruyor. Sadece erkeğin dinlemeyi bilmesi iyi bir dinleyici olması gerekiyor. Aslında kadınları anlamak zor değil ve kadınların büyük bir beklentileri de yok. Erkekler kadınları çok yalnız bırakıyorlar. Erkek arkadaşları ile vakit geçirirken kadın evde yalnız kalıyor ve dinlenilmediğini, önemsenmediğini düşünüyor. Oysa ki hiçbir şey yapmadan hiç tepki vermeden, elinde telefonla oynamadan, televizyonla ilgilenmeden dinlese bir kadını erkek, bu kadın için yeterli olacaktır.

 

Kadınlar hep diyor ya  “beni anlamıyorsun “ bu sözü biraz açıklar mısınız?

Az önce bahsettiğimle aynı şey. Beni anlamıyorsun diyor çünkü erkek dinlemeden çözmeye çalışıyor. Erkekler sonuç odaklı yani problem çözme odaklı diyebiliriz. Erkeğe bir problem vereceksin o onu çözecek. Çözdüğü için kendini güçlü ve yetkin hissedecek. Kadın için bu böyle değil dinlesin yeter. Bir erkek kadını dinlerse, kadın kendini değerli hissedecek ve o an kadın için çok ekstra bir şeye gerek kalmayacak. Dinlemeyi bilmiyoruz biz.

 

Kadınlar ne yaparlarsa ilişkide mutluluğu yakalarlar?

Kadının önce kendini değerli hissetmeli. Ben değerliyim ve önemliyim düşüncesine sahip olması lazım. Sonra eşini değerli hissettirmesi gerek. Kocasına iyi ki varsın, iyi ki benim yanımdasın, benim için çok değerlisin cümlelerini söylemesi lazım. Erkek bu cümleleri duymak istiyor. Erkekler sevildiğini ve değerli olduğunu hissetmek istiyorlar.

 

Kadın kadınlığın bedellerini, erkek erkekliğin bedellerini öderse denge sağlanmış olur mu?

Herkes rollerine uygun davrandığında mı diyorsunuz? Peki, duygular ne olacak? Türkiye’de özellikle İç Anadolu ve kırsal kesimlerde erkek çocuk dünyaya getirmek çok önemli ve değerlidir. Çünkü kadın erkek çocuk dünyaya getirdiği için kadın olduğunu toplumda varlığını ve değerli olduğunu hissediyor. Kadının doğurduğu erkek çocuğu günün birinde başka bir kadınla evlenecek. Kayınvalide ve gelinin en büyük problemi de erkeği paylaşamamak. Kadınsa hep erkeklere güvenilmez, ört bacağını, kapat eteğini cümleleri ile büyüyor. Bir rakip var ortada hep bir güç savaşları var. Kadın benim dediğim olacak derken erkek de benim dediğim olacak düşüncesinde.  Ben tüm danışanlarıma da şunu soruyorum: ‘’Haklı olmak mı, mutlu olmak mı istiyorsunuz? ‘’, ‘’ Haklı olmak neyi değiştirir?’’, ‘’ Her zaman haklı olmak zorunda değilsin.’’ Bana sorsalar bu soruyu haklı olup mutsuz olmaktansa mutlu olup haksız olmayı tercih ederim.

Hep bir yarış içerisindeyiz çünkü böyle yetiştiriliyoruz. Anneleri erkek çocuklarını sen en iyisisin en mükemmelsin diye dış odaklı motivasyon ile yetiştiriyorlar. Oysa bireysel olarak değerli olduğunu mutlu ve özel birisi olduğunun farkına varması gerekiyor. Evlilikte yaşanılan en büyük problemlerden biri de; ‘’ben haklıyım, o haksız.’’ ‘’Her zaman senin dediğin olmak zorunda mı?’’ düşüncesine sahip olmaları. Bazen danışanlarım beni hakim pozisyonuna koyup ‘’hangimiz haklı hocam?’’ diye soruyorlar. Ne önemi var kimin haklı olduğunun. Hiç bir şey tek başına problem olmaz, yani tek başına sorun yaşayamazsın.  İki kişi bir araya geldiği zaman problemler olur. Evet, belki %20 kadın %70 erkek hatalıdır. Ama sonuca bakmak lazım ‘’haklısın diye mutlu musun?’’ Hayır, değilsin mutsuzsun! Demek ki haklı olmanın çok bir önemi yok mutsuz olduktan sonra.

 

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Röportajımızda aile terapisti üzerinde durduk. Ben biraz da cinsel terapiden bahsetmek istiyorum. Çünkü Türkiye’de her 10 kadından 1’i vajinismus. Bu çok büyük bir orandır. İç Anadolu’da daha fazla karşılaştığımız bir problem. Evli olup da yıllarca bunu gizleyen çocuğumuz yok diye saklayan pek çok insan var. Vajinismus psikolojik bir problemdir. Ya da yapılan araştırmalar sonucu Türkiye’de her 3 erkekten 1’i erken boşalma yaşıyor.  Bu da cinselliğin kalitesini düşürüyor. Erkeğin kendine olan özgüvenini yitirmesine neden oluyor. Evlilikte cinsellik aslında çok önemli ve biz bunu bilmiyoruz. Üç beş video izleyip birkaç bir şey okuyup cinselliği yaşadığımızı düşünüyoruz. Cinsellik dürtüsel değil öğrenilebilen bir eylemdir. Hayatımızın her anında olacak ömür boyu devam eden süreçtir. Türk kadını için menopoza girmek ‘’cinselliğim bitti artık, ayrı ayrı yatakta yatsak da olur’’ düşüncesine hakim olmak demektir. Mesela bunları öğretmek cinsel bilgilendirme yapmak lazım. Yapmayı planladığım projelerim arasında bu eğitim süreci var.

İki kişilik bir aileye sonra bir çocuğun dahil olması ve bu çocuk sadece annenin sorumluluğundaymış gibi davranılması da yapılan yanlışlar arasında. Aslında bunların hepsi yeni bir süreçtir. İki kişi birbirinin isteklerini yerine getirmeye çalışırken bir de olaya çocuk dahil oluyor. Bu anne için zor bir süreç. Çocuk demek; gece uykusuz kalmak, bütün konforunu feda etmek demektir. Tabi ki çok güzel bir sonuç elde ediyorsun ama öncelikli olarak aile buna hazır mı bunu düşünüp program yapılması gerekir. Hayatın tadını çıkarmadan yaşıyoruz, anın tadına varmadan yaşıyoruz. Anın tadına vararak, şimdi burada olmanın tadına vararak yaşamalıyız. Mesela kadın sevişirken bile ‘’yarın misafirlerim gelecek ne pasta yapsam’’ diye düşünüyor. Yaşarken anın tadını çıkarmıyoruz.

Mesela ‘içinde almasın’ diye bir terapi yöntemi olsa kadınların ve erkeklerin içinde kalan o kadar çok duygu düşünce ortaya çıkar ki … Paylaşamadığı, anlatamadığı, anlattığı zaman eleştireceğini düşündüğü duygular var bunları bu yöntemle çözüme ulaştırabilirler. Bir yerde bir insan yargılanıyorsa o insan mutlu değildir zaten. 12 yıldır cinsel terapi ile ilgileniyorum. Cinsel sorunlar üzerine yapmış olduğumuz cinsel terapilerde güzel sonuçlar alıyoruz. Cinsellik olmadan evliliği yürütmek ve evlilikte mutlu olmak imkansız.

Yorumlar (0)